thum

PAFLAGONYA YEMEKLERİ

Mutfak Dostları Derneği üyeleri ve konukları, 7 Mayıs 2014 Çarşamba akşamı dost yemekleri kapsamında “Paflagonya Şöleni” ile Cemile Sultan Korusu’nda tarihi bir yolculuğa çıktı. 

Bu özel gecede Safranbolu’da yaşayan Mimar İbrahim Canbulat, yıllardır üzerinde araştırma yaptığı Paflagonya yemeklerinin sunumu için malzemeleriyle birlikte İstanbul’a geldi ve Cemile Sultan Korusu’nun  baş aşçısı Ramis Yerlikaya ile birlikte mutfağa girdi. Yüzlerce yıl öncesinin mutfağı günümüze taşınırken geceye özgün menüsü damga vurdu.

Paflagonya Şöleni, Arpa Göcesi Çorbası’nın tadımı ile başladı. Cevizli Karışık Yöre Otları Kavurması’na Prodom Chardonnay 2001, Tavuk Ciğerli Çullu Börek’e Prodom Rose Zyrah-Merlot 2012, Kaburga Üztüne Etli Yaprak Sarma’ya Melen Shiraz Revzerve 2010 eşlik etti. Kiren karlaması ile damaklar temizlendikten sonra Bütün Et, Siyes Bulgur Aşı ve Üryani Erik Galiyesi ile Melen Shiraz Rezerve 2010 yudumlandı. Gecenin kapanışında ise Çingene Baklavası, Safranlı Nişasta Helvası ve İncir Uyutması Yatağında Cevizli İncir Tatlısı sunuldu.
Gecenin sonunda Mutfak Dostları Derneği Başkanı Zeynep Kakınç destekleri için İTO Eğitim ve Sosyal Hizmetler Vakfı Cemile Sultan Korusu’na, Atay ve Melen Şarapçılık’a, Mutfak Şefi Ramis Yerlikaya’ya, Servis Şefi Erbay Öztürk’e ve özellikle de gecenin mimarı İbrahim Canbulat’a teşekkür etti ve beratını takdim etti.

Paflagonya Şöleni

“Paflagonya” batıda Yenice Çayı, doğuda Kızılırmak arasında yeralan bölgenin bilinen en eski adıdır. Karadeniz’e hemen hiç kıyı bırakmaksızın yükselen ve kırılarak ortaya çıkan Küre , Ilgaz ve Köroğlu sıra-dağları ile bunların arasında kalan vadi ve yüksek düzlüklerden oluşmaktadır. Bugün, Zonguldak (doğu), Bartın, Kastamonu, Sinop, Çorum (batı), Çankırı ve Bolu’nun bulunduğu bölge bilinen en az 3500 yılık bir tarihe sahiptir. Hititlere kök söktüren Kaskalardan bugüne Hitit, Paflagonya krallıkları, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı yönetimleri yaşamış bulunan bölge her zaman içe kapalı bir bölge olduğu için bir çok özelliği yanında yemek konusunda da tüm geçmişini hala saklamaktadır. Hristiyan olmakla birlikte hiç bir zaman Yunanlaşmayan Anadolulu’nun yerli halkı yanında 10. yüzyıldan başlayarak bölgede görülen Türkoman aşiretler ve 12. yüzyılda bölgeyi ele geçiren Selçukluların mutfağının izin sürereceğiz. Bugün Anadolu’nun yerli halkının fırından çıkan, Türkoman’ın saçta pişen göçebe, ya da Selçuklunun kent ve tören yemeklerini kolayca ayırdedebiliyoruz. Kıyı şekillerini izin vermesi nedeniyle iki doğal limana sahip bulunan batıda Amasra ve doğuda Sinop, Milet ve daha sonra Ceneviz ticaret kolonileri olmakla nüansları olan mutfaklar geliştirmişlerdir. Roma’nın hayvancılık merkezi olan bölge, ormanları nedeniyle orkide türleri, çeşitli otlar ve mantarlar bakımından çok zengindir. Bu nedenle de önemli bir vegan mutfağı sunmaktadır. Türkiye’de artık yalnızca bu bölgede yetiştirilmekte olan siyesten (kaplıca) yapılan bulgur ve safran önemli zenginliklerdir. Paflagonya mutfağında tahıl ve ürünleri en önemli yeri işgal eder. Mayalı ekmeğe gelene kadarki süreçte tahılın önce ekşitilerek, sonra kırılarak ve en sonra da un haline getirilerek kullanıldığı yemekler özgün tatları yanında tarihi bir resmi geçit gibidir.