BATI ANADOLU ZEYTİNYAĞI KÜLTÜRÜ GEZİSİNDEN PAYLAŞMAK İSTEDİKLERİM
Heyecan Şahin
Kars ve Antakya gezisinden sonra buna da gidemeyeceğim endişesiyle günlerce uğraştım, didindim ve sonunda işlerimi organize edebildim. Son an aksiliklerine de göğüs gererek havalimanında ekibe katıldım. Yeni bir üye olduğum için bir köşede oturup hareket etmeyi bekledim. Organizasyon işi tamamlandığında yola koyulduk. Otobüsteki gürültü (!) nedeniyle iç muhasebem başladı. Ne işim vardı burada, bir sürü zaman kaybının yanı sıra sinir bozucu bir ortam. Ne fena durumdayım diye düşünmeye başladım. Ta ki Nedim Atilla “Sağ tarafınızdaki şeftali ağaçlarının uçlarının rengine bakın; bu ağaçların renkleri mevsimine göre kırmızı, mor, eflatun, mavi, pembe olur” diyene kadar. Baktım! Ve inanamadım! Sağ yanım adeta kızıla kesmişti. Biz ailece 73’ten beri İzmir’de yaşarız; o yollardan defalarca geçmişliğim var. Ama ben görmemiştim, hissetmemiştim bu güzelliği. Doğadaki bu renk cümbüşünün sadece aşığı olduğum Akira Kurosawa filmlerinde olduğunu sanırdım.
İşte ilk şamarı orada attım kendi kendime. “ Kendi ülkenden haberin yok bir de dünyayı anlamaya çalışıyorsun. Bak, izle, öğren ve anlat” dedim o an kendi kendime. Ve böylece bu seyahatte gördüklerimi ve hissettiklerimi dostlarla paylaşmaya karar verdim. Hemen korkmayın. Uzun uzun anlatıp kimseyi bunalıma sokmaya niyetim yok. Sadece Nedim beyin bizler için seçtiği zeytinyağı duraklarında bizi bekleyen güzellikleri sizinle paylaşmak istiyorum.
İlk durağımız Gürsel Tombul Çiftliği idi. Ben o çiftliğe yıllar önce oğlum 3 yaşındayken bir Türk Gecesi Şovunu izlemeye gitmiştim. Oğlum şimdi 24 yaşında ve bu süre içinde turizm için hizmet veren bir yerin nasıl organik tarım üssüne dönüşmüş olduğunu görmek beni çok heyecanlandırdı. Çiftlikte karşılaştığımız çalışan bayanların yüzündeki huzurlu ve özel bir şeyler üreten insan olmanın gururunu görmek inanılmazdı.
Herkes iş yapabilir. Ama işini saygıyla, sevgiyle yapmak ne tür sonuçlar doğuruyor gördük: Muhteşemlik. Gürsel hanım bizler için çok özel bir menü hazırlamıştı öğle yemeğinde. Bunlar karnımızı doyurmak için hazırlanmış yemekler değildi bana göre. Bunlar emek emek ürettikleri güzellikleri en güzel halleriyle paylaşmaktı bizlerle.
GÜRSEL TOMBUL ÇİFTLİĞİ MENÜSÜ
- Zeytinyağda haşlanmış patlıcan
- Patlıcan-biber-domates kavurma
- Börülce
- Radika
- Turpotu
- Gül biber-domates kurusu
- Yeşil salata
- Erişte
- Sakız kuzusu çevirme
- Ahududu şurubuyla dondurmalı muhallebi
- Şarap - merlot
Oradan çıktıktan sonra Urla’ya doğru yol almaya başladık ve yine benim için utanç kaynağı bir durum karşımdaydı. Önündeki yoldan senelerdir vın vın geçip durduğum arazide dünyada bilinen en eski tek zeytinyağı işliği var. Adı Klazomenai. Benim tabii ki bundan da haberim yok. Sanki zeytinyağı bir anda şişenin içinde beliriveriyor benim gibi cahiller için… her neyse.
Prof. Dr. Güven Bakır ve ekibinin yeniden canlandırdığı bu işlikte bizim gönüllü köleler pek ala çeviriyorlar çarkı ve zeytin çekirdeklerinin çıtırtılarına bizlerin hayret nidaları ve mutluluk ifadeleri karışıyor. Binlerce yıl sonra o zeytin üreticilerin hislerini anlamaya çalışmak ne güzel.
Evet, otele dönüş yolundayız. Her yerde güzel ağırlanmışız. Ne onlar bizi hemen bırakmak istemişler ne de biz gördüğümüz güzellikleri. Dolayısıyla ne olmuş. Akşam yemeğine geç kalır gibi olmuşuz. Bu gezi boyunca sürekli başımıza gelecek . Ne yapalım her gün de gidilmiyor ya zeytinle yağının peşi sıra.
Nedim beyin antidemokratik oylamasıyla doğrudan akşam yemeği için Yörük Mehmet’e gidiyoruz. Çok temiz, endişeden yüreği pırpır eden ve belli ki işini seven bir Anadolu insanı bizleri karşılıyor ve ekibiyle birlikte tüm maharetini gösteriyor .
YÖRÜK MEHMET MENÜSÜ
- Börülce
- Radika
- Ahtapot söğüş
- Ahtapot ızgara
- Peynirli-çamfıstıklı patlıcan
- Ot köftesi
- Mantar tava
- Kalamar tava
- Barbunya tava
- Badem-ceviz-fındık-kayısı-üzümle doldurularak fırınlanmış kabak
- Şarap / rakı
Sabah kahvaltı için üzerinde pek çok ürünün olduğu açık büfeye gidiyoruz. Görevliye “ yörenize özgü ne var masalarda alabileceğim” dediğimde gülümseyerek sadece “zeytin ve zeytinyağı” dedi. Bu benim için iyi haberdi bir şey yemek zorunda kalmayacaktım ve midemi Laleli’ye saklayabilecektim.
Taylıeli köyüne vardığımızda bizi tüm zarafetiyle Prof. Yahya Laleli ve oğlu Mehmet ( kart vermediği için yanlış yazma ihtimalim olabilir) karşıladı. Hayatımda ilk kez zeytinin yağa dönüşüm prosesini gördüm. Öylesine heyecan vericiydi ki. Deli gönül dedi ki al 3-5 ağaç, sev onları, dertleş onlarla, verdikleri meyveleri zeytinyağı a dönüştürdüğünü anlat… Yahya bey Cumhuriyet Lokantası falan dinlemedi zeytinyağı ile pişmiş şahane yemeklerini yemeden şuradan şuraya bırakmam sizi dedi ve emir demiri kesti.
-YAHYA LALELİ MENÜSÜ
- Kurabiye
- Pazı kavurma
- Taze fasülye
- Barbunya pilaki
- Börekler
- Mantar kavurma
- Balık kızartma
- Yeşil salata
- Daha birkaç yemek daha vardı hatırlayamadım…
- Şarap – Mehmet’in üzerinde biraz daha çalışması gerekiyormuş – genel kanı.
Yemekten sonra Yahya bey bize zeytinyağının beslenmemizdeki önemi ve iyi yağ nasıl anlaşılır konularında kapsamlı bir anlatımda bulundu. Pek çok bilgiye ilk defa vakıf olduğum için benim için yararlıydı doğrusu.
Boş bulunup Yahya beyin hazırlattığı yemeklerden fazlaca yiyen arkadaşlar Cumhuriyet Lokantası’na gidişten pek memnun olmadı. Ama ben kılavuz olarak Ahmet beyin söylediklerini dikkate aldığım için arkadaşlarımın fikrine katılmadım. Yarı aç -tabii yarı da tok- karnımla mutfağa daldım. Öncelikle sürekli anılan meşhur elbasan tavadan başlayarak birkaç yemeğin tadına baktım gerçekten harikaydı.
CUMHURİYET LOKANTASI MENÜ (Kendi yediklerim)
- Elbasan tava püreli
- Ispanak yemeği
- Terbiyeli kereviz
- İrmik helvası
- Höşmerim
Bir sonraki durak Zeytinyağı Müzesi. Evren Ertürk bey en ufak detaylarına kadar müzeyi bize tanıttı. Gururla dedelerinin para yerine kullanılabilen markalarını gösterdi bize. İlk defa bir işletmeye verilmiş onur fermanını gördüm ve Evren beyin gözlerindeki gururu da. Deniz tutkusu ve balık işleme teknikleri hakkındaki bilgisi de parmak ısırtacak türdendi doğrusu. Tam bir dolu başak duruşu vardı nitekim kendisinde.
Ve akşam oldu. Yine ne kadar tokuz ne zaman acıkırız. Aman hemen acıkalım. Akşama çok güzel otlar, balıklar bizi bekliyor. Meze yersek balık yiyemeyiz. Biz şimdi ne yapacağız. Hay Allah… Önce Cunda’nın yükseklerine çıkıp Rahmi Koç’un yaptırdığı Kütüphane den manzara seyredildi ve sonra aşağıya doğru yavaş yavaş dar sokaklardan geçilerek güzel Cunda evlerine övgüler düzüldü (Ama maalesef Nedim beyin evini göremedik, ablasının bahçe duvarıyla idare ettik artık) ve sahile inilerek Bay Nihat’a gidildi.
Bay Nihat’ı hep duyardım, ancak, ilk kez gittim. Neden hep duyduğumu daha iyi anladım. Masa muhteşemdi. Masaya gelen her şey taze, leziz ve özenliydi. Bazı yerlerin adı diğerlerinin üzerine boşuna çıkmıyormuş demek ki. Kesinlikle oradaki ortam ve alınan zevk anlatılamaz diye düşünüyorum. Ancak yaşanabilir.
BAY NİHAT MENÜSÜ
- Kara diken (deniz kestanesi)
- İslenmiş keçi peyniri
- Tarçınlı kelle peyniri ( kefalaki)
- Akya balık pastırma
- Radika
- Hindibağ
- Midilli karası fasülye
- Kidonya - soğu
- Viski soslu aqoades
- Peynirli yeşil salata
- Orfozdan balık böreği
- Sinaritten balık köftesi
- Taze lordan kabak çiçeği köftesi
- Şaraplı tane karabiberli fırında ahtapot
- Sarımsak, dağ kekikli fener kavurma
- Orfozlu balıkçı keşkeği
- Yoğurtlu-sarımsaklı karışık ot
- Soğanlı-arapsaçlı karışık kavurma ot
- Dondurmalı irmik
- Çam fıstıklı vişneli lor tatlısı
- Şarap / rakı
Ayrıca;
- Safran soslu sübye
- Ihlamurlu sübye yumurtası
- Kalamar ızgara
Grubun sağlığı tehdit altında olduğundan iptal edildi. İptal işlemine sadece ben itiraz ettiğim için sesim duyulamadı. Oysaki şu yukarıdaki yemekleri zevkle yiyen insanoğlu üç parça şeyi mi yiyemeyecekti. Neyse bu da benim protestom olsun. En kısa zamanda gidip eksik kalanları tamamlayacağım.
Artık son günümüz. Sabah Bergama’ya doğru yola çıkıyoruz. Yolda, Nedim beyin fıstık üreticileri ve Çinli savaşçılar misali yere inmeden ağaçtan ağaca atlayarak yol kat eden efsanevi şahsiyetler hakkında anlattıklarını şaşarak dinlemek hoştu doğrusu.
Sonunda gerçek dünyaya, Keskinoğlu tesislerine ulaşarak dönüyoruz. Karşımızda iş dünyası. Keskin bey bize tesislerindeki yenilikleri, üretim şekillerini ve hedeflerini anlatırken gözleri öyle bir parlıyordu ki, eminim dedesinin de işi kurarken gözleri aynı şekilde parlamıştır. Ülkemizin nadide tesislerinden birindeki üretim sürecini (cordon blue imalatı) baştan sona izledik ve hepimiz aynı fikre vardık. Bundan sonra bu hazır yemekleri tüketebiliriz.
Ve tabii ki yemek zamanı. Önce başlangıçlar ve daha sonra dev bir sofra. Avustralya’dan gelen Endonezyalı Executive Chef Eddy Kusnaedi’nin hazırladığı, bayanların kabullenmekte zorlandığı horoz yumurtası ile başlayan menü/mönü gayet başarılıydı. Açıkçası çoğumuz ana yemekte tavuk bekliyorduk. Ama değildi.
RAVİKA MENÜSÜ
- Chili soslu Asya pilavı
- Özel sos ile marine edilmiş kanguru eti
- Fıstıklı barbekü tavuk
- Kereviz
- Barbunya Pilaki
- Brokoli
- Közlenmiş biber
- Közlenmiş patlıcan
- Patlıcan salata
- Horoz yumurtası
- Tavuk kuyruğu
- Tavuk ayağı
- Endonezya usulü tavuk suyu çorba
- Patates püreli kuzu eti
- Cevizli kabak tatlısı
- Şarap / rakı
Dedenin anısına dedenin köyünün aynısı Ravika Köyü adıyla yapılmış. İçindeki detaylar çok ince düşünülmüş. Belli ki bir kadın epey emek vermiş. Ellerine sağlık. Umarım pek çok kişi gider oraya ve bize yaptıkları hoşluk için iyi dileklerini iletir yaratıcılarına.
Aman çok geç kaldık. Feribotu kaçırmamamız gerek. Bileti olmayanlar yandı.
Dönüş yolundayız ve herkeste bir memnun mahmurluk hali. Yarı uyur-uyanık feribota kendimizi attık. Herkes sohbet halinde. Ve benim için son sürpriz. Hollanda’dan dönen Maria “Bardak lazım” deyip duruyor. Meğerse şahane bir şişe şarap, peynir ve hardal almış. Onu ikram etmesi lazım, edemezse olmaz gibi kıpırdanıp duruyor. Neyse elbirliğiyle şişe açılıp, peynir doğranıp üzerine de Maria’nın talimatıyla hardal sürülüp liseli kaçaklar gibi yenip içildi ya, ne diyeyim artık? Süperdi anlayacağınız. Maria’yı daha önce tanımamıştım. Gönülden ikramı, isteyenlere verdiği candan tarifleri, işini anlatırken ki heyecanı ile gezideki favorim oldu doğrusu.
Ve Yenikapı. Evli evine köylü köyüne. Düşünenin, hazırlayanın, bize gönüllerini ve kapılarını açanların, yol arkadaşlarına arkadaşlık yapanların hepsine çok teşekkürler.
Geziye çıkmadan önce bir arkadaşımız fiyatların pahalı olmasından yakınmıştı. Daha öncekileri bilemiyorum ama bu geziye özgü fikrimi söylemeden edemeyeceğim. Bu kadar kısa sürede, böyle güzel organize edilmiş; Türkiye’nin güzide şahsiyetleri ile bizi buluşturan ve inanılmaz lezzetleri tatmamızı sağlayan ve bu kadar uygun fiyatlı bir başka organizasyonu düşünemiyorum.
Sağlıkla ve dostlukla kalın. |